Evlenme Geleneği

Elazığ ve köylerinde evlenme yaşı kızlarda genelde 17-18’dir. Erkelerde ise ağırlıklı askerlik yapması ve iş güç sahibi olması ile orantılıdır. Evelenmeler genelde görücü usulü olmakla beraber, sevme ve kaçırma olaylarıylada evlilikler olmaktadır. Sanıldığı gibi Elazığ ilinde Beşik kertmesi fazlaca yoktur…

Tavsiye edilen kızların evlerine ilk defa, oğlanın anası veya hala ve teyzesi ile en yakınlarından birkaç kadının birleşerek görücü sıfatıyla gitmeleriyle başlanırdı. Bu toplu ziyaretlerden, kız tarafı bazen haberdar edildiği halde, çok defa da habersiz olurdu. Haberleri varsa evin her tarafına çeki düzen verilir.

Görücüye çıkacak kızlar şu şekilde giydirilirdi: İpekli veya basmadan, etekleri geniş, boyları ayakları kapatır biçimde uzun bir entari… Belinde, ya Van işi gümüş bir kemer veya renkli kadife üzerine gümüş plakalar işlenmiş yerli bir kemer ve yahut kızların kendi elleriyle ördüğü bir bel bağı… Bunların arasına sıkıştırılmış bir ipek mendil… Ayaklarında rugan bir kundura veya basık bir pabuç… Başında dört başlı iğne danteli bir oya. Arkasında beline kadar uzayan örgülü saçları bölük, bölük… Boynunda iri ve renkli Neceflerle dizili ve ortasında bir beşi birlik, yan taraflarında birer ikişer altın bulunan bir gerdanlık… Elleri titrek, göğsü kabarık, yüzünün alı al moru mor… Mahcubiyetten ayakları bir birine dolaşmakta… İşte Harput’ un bu tipteki asil ve melek yüzlü kızları, bu eda ve tavırları ile görücüye çıkarlardı. Kimsenin yüzüne bakmadan ve kimse ile konuşmadan misafirlere tepsilerle kahve getiririr ve gelenlere görünürdü.

Görücüler, bütün dikkat ve nazarlarını kızın üzerine çevirince kız, büsbütün şaşırır, yüzü renkten renge girerdi. Görücüler, her şeyden evvel kızın vücudunda herhangi bir arıza olup olmadığını, sonra yüz güzelliğini, boyunu, gezmesini, hizmet etmesini iyiden iyiye incelemek ve kızı daha yakından görmek için her birisi ayrı ayrı, kızdan bir şeyler isterler… Kimisi su, kimisi konsolun veya masanın üzerindeki herhangi bir süs eşyasını bahane ederek kızdan isterler… Hülasa kızı haddeden geçirdikten sonra, kız evinden çıkarlar. Muvafık mı, değil mi münakaşası kız evinin hemen kapısının önünde başlar… Eve dönülünce, görüşlerini aile büyüklerine anlatır, şöyle soylu, şöyle boylu diye överlerdi. Bazen de bunu aksi olabilirdi. Karar verilince, evvela hususi bir aracı gönderilerek karşı tarafın düşünceleri sorulur… Muvafık cevap alınırsa teşebbüse geçilirdi. Yoksa evli evinde, köylü köyünde!..

Kız evinden muvafakat cevabı alınca evlenmenin ilk olayları başlamış demektir. Baba, amca, dayı veya yakın akrabalardan bir kaçı kızın babasına gider, kızı resmen isterdi. Cevap: Allah kısmet etmiş ise biz ne diyebiliriz? Hayırlı ise olsun… Değilse olmasın!.. gibi alçak gönül ve tevekkül ile ya bir Evet! veyahut bir bahane ile hayır! diye de cevap verilebilirdi. Evet cevabı alınırsa birkaç gün sonra da, oğlanın yakınlarından birkaç kadın, kız evine gider annesinden de kız istenirdi. Bu o demektir ki, o zamanlarda bile bu gibi içtimai ve önemli işlerde kadınlara da yer veriliyordu. Bundan sonra taraflar arasında “şerbet içme” merasimi yapılırdı, aynen şöyledir:

Oğlan evi tarafından yakınları, dostları ve konu komşudan hatırı sayılanlar birkaç gün önceden bu merasime davet edilirler. Belli gün ve saatte oğlan evine gelen davetti topluluğu topluca oğlan evinde kız evine kadar yürüyerek giderler ve kız evi tarafında karşılanırlar. Kız evinde de aynı nicelikte davetliler bulunurdu. Bu misafirler hep bir arada büyük selamlık odalarında veya geniş sofalarda otururlar, zemin ve zamana göre konuşulurken. Tarafların arasında işten anlayan birkaç kişi seçilerek başka bir odada oğlan tarafının vereceği başlık ve diğer eşyanın cinsi ve miktarı üzerine görüşmeler başlardı. Bazen bu işte taraflar arasında çok sert tartışmalar ve büyük anlaşmazlıklar olur ve bu soğuk hava içinde evlenmenin geri bırakıldığına ve davetlilerin şerbet içmeden dağıldığına da tesadüf edilirdi. Anlaşmada muvafakat oldu mu, güzel sesli hafızlar tarafından Aşr-i şerifler okunur, büyük tepsiler içerisinde ya hint işi madeni kupalar veya çok eski devirlere ait renkli, çiçekli, kesme billur bardaklarla şerbetler dağıtılır, içildikten ve taraflar tebrik edildikten sonra merasime son verilirdi.

Evlenmenin ikinci aşamasını teşkil eden nişan bohçası, şerbet içildikten bir kaç gün sonra oğlan evi tarafından kız evine gönderilir. İçinde: Bir elmas yüzük, bir çift elmas küpe, birkaç beşi birlik, uzun altın kordonlu bir altın saat, bir gümüş su tası, bir gümüş ayna ve bir çift gümüş na’lin’le birlikte bir takım ipek sırmalı entarilik, üç dört tuht kına vs…

Bu eşyalar işlemeli patiska bir bohçaya istif edildikten sonra tekrar ikinci bir sırmalı atlas bohça içine konularak iki kadın vasıtasıyla kız evine gönderilir, ev halkı tarafından neşeyle karşılanır, konu komşuya ve yakın akrabalara haber gönderilir. Bunlarda geldikten sonra merasimle bohça açılır…İçindeki eşya elden ele incelenir ve sonunda nişan bohçasının maddi kıymetine göre, götüren kadınlara bahşişler verilir. Bundan sonra nişan bohçası, nişan’ı görmeğe gelen bütün misafirlere ayrı ayrı gösterilerek teşhir  edilirdi.

Nişan Bohçasından sonra, nişanlı kızın, oğlan evine mensup kadınlardan kaçmaması, yani yüzünü gözünü örtmemesi ve sonrada hayırlı olsun demek için oğlan evine mensup kadınlardan bir grup misafirleriyle birlikte kız evine giderler. Kız evinde gelinlik kız süslenmiş, bezenmiş, takmış takıştırmış ve fakat başı ve yüzünün tamamı örtülü ve yalnız gözlerinin açık bulunduğu bir kıyafetle ortaya çıkarırlar. Baş da kayın validenin, görümcenin ve sırasıyla misafirlerin ellerini öper, öptükçe her biri ayrı ayrı kızın boynuna, ya bir beşi birlik veya bir altın veya münasip birer hediye vermekle kızın başındaki örtü açılınca, yüzü, başı meydana çıkar ve bir daha örtünmez. Serbest olarak misafirlerin yanlarına her zaman için girer çıkar ve konuşur da…

Bu merasimden sonra kız evi tarafından oğlan evinin erkeklerine bir gelin ziyafeti, bunun ardından da biçki ziyafeti diye oğlan evinin kadınlarına ziyafetler verilir. O gün geline kaç kat elbise yapılacaksa hepsi birden kadın terziler tarafından biçilir, kumaşlar kesildiği sıra, oğlan evinin misafirleri, kesilen bu kumaşların üzerine para serperler ki, bu paralar terzilere aittir.Yine bu günlerde oğlan evi ilgililerinden alınan para ile kızın bütün noksanları tedarik edilir ve ayrıca kızın bizzat hazırladığı çeyiz sandığındaki eşya, gerek kız ailesi tarafından verilen, gerekse oğlan evinden katırlara yükletilmiş veya hamalların sırtında gönderilen ev eşyası ile evvelce gelen nişan bohçasındaki eşya ve mücevherat ve bugüne kadar getirilen hediyelerle birleştirilerek, kız evindeki bir sofada veya büyük odalardan birinin üç bir tarafına sıra ile muntazam dizilmek suretiyle istif edilirdi.

Başta kızın rahle’si pembe tüllere sarılmış olduğu halde çeyiz eşyasının üst başında yer alır. Bunun yanında büyük bir cam çekmece vardır ki, içi gelinin altın ,gümüş ve elmas gibi kıymetli emaretleri ile dolu …ve diğer ev eşyaları …Karşı tarafta ise yataklar, yorganlar,yastıklar, makatlar,oda takımları…Sandıklar…Kilimler ve halılar… Bunlardan sonra kahve , şerbet ve matbah takımları, tunç mangallar ve saire gelirdi. Bu eşya ve bu sergi , bir hafta kadar şehrin bütün kadınlarına açıktır ve serbesttir. Kadınlar kafile kafile gelir, çeyiz odasını seyr-ü temaşa eder ve hayırlı olsun temennileriyle dönerlerdi ki, bu merasime de (Çeyiz Görme) denilirdi.

Çeyizin konulduğu günün ertesi gününde ise Kına Hamamı töreni yapılırdı. O gün için herhangi bir hamam, kız evi tarafından hariçten bir tek müşteri kabul edilmemek suretiyle öğleden akşama kadar kabul edilir ki, bu zenginlere mahsustur. Orta ve diğer aileler umum arasında herhangi bir hamama misafirlerini davet ederlerdi. Oğlan ve kız evlerinin davetlileri belli saatte hamama gider, tefler ve türkülerle karşılanırlardı. Misafirler, hamamın dört bir tarafında yerlerini alınca evvela şerbetler ikram edilir ve sonra yıkanmaları için her misafirin kildan’ına birer kalıp sabun konulur, o sıralarda gelin kızda hamama getirilmiş bulunurdu… Yine tefçiler çalarak, çağırarak gelini karşılarlar… Gelin yerine oturur, elbiselerini çıkarır, havlulara sarılır, natırlar kollarına girer ve iç hamama doğru yönelince bütün misafirlerde gelini takip ederler… Tefler çalınarak, tefçiler tarafından uzun havalar ve türküler söylenerek iç hamama geçilir…Göbek taşının etrafında gelin ve tefçiler ayakta yerlerini alınca gençler oynamaya başlar…Neş’e ve gülüp söylemeler arasında gelini yine natırları koltuklayarak ısı kürüne götürür…Natırlar tarafından yıkanır ve yine aynı şekilde göbek taşına getirilerek oturtulur.

 

 

Kınageceleri , düğün günlerinin arefesinde oğlan evinde erkekler, kız evinde kadınlar tarafında yapılırdı. Kına gecelerinde çalma, çağırma, oyunu ve eğlence,diğer günlere nazaran daha şatafatlı daha canlı ve üstün olurdu .Bu gecelere bilhassa gençler ve orta yaşlılar davet edilirlerdi. Davetliler evvelden hazırlanmış olan sofralarda akşam yemeklerin yerler…İçlerinde işaret edenler varsa başka başka odalara alınır, yer içer eğlenirlerdi. Düğün evinin kapısında bu gece daha çok kalabalık göze çarpar, iğne atsan yere düşmezdi. Davullar öyle coşmuştur’ ki, tarif edilemez. İçeride misafirler de ince saz takımını ahengi arasında neşe ve samimiyetle eğlenmektedirler.

Belli saat gelip çatınca, evin veya konağın odalarında, Salon ve sofalarında bulunan misafirler, önlerinde saz takımı olduğu halde kapının önüne çıkınca alay şu suretle tertiplenirdi. En önde Ehehıci ( Münadi ) .. Arkasında beş on Meşale taşıyanlar .. Aralarında Fişenkçiler .. kalkan kılıççılar .. Davul ve zurnalar ..Bunları takiben yine Meşaleciler .. İnce saz takımı .. Bunların arkasından misafirler .. gülüp söyliyerek, davullar, zurnalar, sazlar çalınarak, Maya ve hoyratlar söylenerek büyük bir alay halinde Düğün evinden hareket edileceği sıra biri,biri arkasından atılan havai fişenkler alayın hareketini her tarafa duyururdu.

Güveği, daha uzak mahallelerden birinde sağdıcın veya başka bir dostun evinde bulundurulur. Yeni elbiseleri giymiş, tepeden tırnağa süslenmiş .. Ayağında rugan ayakkapları .. Onun üstünde mavi veya lacivert çuhadan elifi bir şalvar veya pantolon .. Üzerinde aynı kumaştan uzun veya kısa bir ceket .. Çeketin altında ipekli yerli fabrika kumaşından renkli yelekler. Sinek kaydıran bir tıraş .. Başda dalfes. Yanında aynı kılık ve kıyafette sağdıcı, alaya intizar etmektedirler. Alay bu evin önüne gelince, içlerinden birkaç kişi Güveğinin bulunduğu eve girer ve beraberlerinde getirdikleri ipekli bohçayı açar, içinden iki tane sırmalı ipek abayı çıkararak birini Güveğiye, diğerini de sağdıca giydirirler ki, bu Abalar, oğlanın babası tarafından o gece için Güveği ve sağdıca hediye olarak gönderilmiştir. Sonra Güveği, Sağdıç aşağı inenler .. Sağdıç, Güveyi sağına alarak yürümeye başlar, Alaydaki dostları Güveğiyi ve sağdıcı aralarına alarak yine aynı tertip üzere alay Düğün Hamamına doğru yol alır. Maya , Hoyrat, Davul, Zurna sesleri bütün şehrin sokaklarını çınlatır .. Hevai fişenkler atılır ..Alay böylece evvelden tutulmuş büyük hamamlardan birisinin önüne gelince durur. Misafirler, Güveği, Sağdıç, çalgı takımları hepsi birden hamama girerler, evvelden hazırlanmış, içerisine kına koyulmuş ve mumlar dikilmiş 20-25 tabak muma dağıtılır. O sıra çalgıcılar (Çayda Çıra) havasını çalmaya başlayınca evvela Güveği ile sağdıca kına oynatılır, sonra misafirler sırasıyla oynar ve eğlenirken Güveği ile sağdıçda soyunarak(Elbise çıkarmak)

İç hamama girerler .. Misafirlerden arzu edenler de soyunur, yıkanırlar. Güveği yıkandıktan sonra evden ipekli bohçalar içinde hamama getirilen ipek ve melez iç çamaşırları giydirilir. Güveği hamamda gerek kendisine, gerek misafirlere hizmet eden telaklara ve hamamcıya ayrı,ayrı bolca bahşişler dağıtarak hamamdan çıkılır. Şimdi alay düğün evinin yolunu tutmuştur. Düğün evine gelince :Saz takımı kapının bir tarafına geçerek kayabaşı , havaları çalınıp söylenirken, Davullar da başka bir tarafta olanca hız ve ahenkleriyle gümbürder. Havai fişekler, gök yüzünü aydınlatmakta devam eder. Damlar, pencereler hıncahınç seyircilerle doludur. Damat ve sağdıç, yukarı selamlığa çıkınca, ellerine tekrar mumlu kına tabakaları verilir. Bütün misafirlerin huzuru ile evvela Güveği ve Sağdıç çayda çıra oynar, sonra tabaklar misafiri sıra ile dolaşır, ihtiyarı genci, hepsi birden oyunlara katılırlar. Esasen oyuncular ellerindeki tabakları, gözlerine kimi kestirirlerse ona verir, onu da oyuna kaldırabilirler. Bu suretle oyunu bilen bilmeyen oynamak mecburiyetindedir. Sonra diğer oyunlara geçilir, Horumlar, (Güvercin), Üçayak, Delilo, Fatmalı, Halay, Tamzara, Kürdün kızı veya Köylü kızı gibi oyunlar birbirini takip eder. Hülasa düğün halkı, Kına gecelerinde sabahlara kadar oynar, güler, söyler, yerler ve eğlenirlerdi.

Düğünün başlangıcından Gerdek (Zifaf) gecesine kadar Harput’ta garip ve garip olduğu kadarda eğlenceli ve gülünç bir adet daha vardır ki, buna Güveği çalma veya Güveği kaçırma denilirdi. Güveği ancak Sağdıcından çalınır, bu yüzden Sağdıç kolay, kolay Güveğiyi gözü önünden ayırmazdı . Buna rağmen en ufak fırsattan istifade arayan bir takım muzipler, Güveğiyi alarak başka bir odaya veya başka bir eve götürerek saklıya bilirler. Güvegi bu olaya itiraz edemediği gibi istenilen yere gitmemek veya saklanmamak gibi hiçbir harekette bulunamazdı. Güveği ortadan kaybolunca Sağdıcı telaş alır ve en son sağdıç, Güveğiyi çalanlara ya ağır bir hediye veya bir ziyafet vadiyle Güveği , bulunduğu yerden çıkarılırdı Eğer sağdıç varlıklı ve birazda sünepe (Uyuşuk adam ) ise vay haline .. Olay ikinci ve üçüncü gurup tarafından tekrarlandıkça bütün düğün halkı tarafından duyulur ve duyulunca da sağdıçla alay eden edene .. Bu suretle Düğüncüler arasında gülme,söyleme, latife etme fırsatı elde edilmiş bulunurdu.

Kadınlara ait kına geceleri de kız evlerinde yapılır. Bu geceye hem oğlan evi, hem kız evi, kendi eş dost, akraba konu komşularını da davet ederlerdi. Bu gece gelinin elerine ikinci kına koyulacak ve saçları kesilecektir. Onun için bu geceye << Kına gecesi >>denilmiştir.

Kız evinde Tefçiler çalarak, kadın okuyucular türkü ve şarkılar söyleyerek misafirleri karşıladıktan sonra büyük oda veya sofralara alınırlar  Kahveler, şerbetler içilir .. Sonra ortaya bir yastık konularak Sağdıç gelini getirir bu yastığın üzerine oturtur .. Tecrübeli ve bu işde bilgili bir kadın tarafından Gelinin elerine ve ayak parmaklarına kınalar konulur .. Bu ara Kaynana veya Görümce tarafından Gelinin elinde ki kınanın içine altın gömülür ve eleri ipek kareplerle sarılır. Bu altınlar beşi bir arada veya yarım beşibirlik ve en az madeni bir altındır. Kınadan sonra yine bir ehli tarafından gelinin, bu güne kadar makas dokunmamış saçları ve zülüfleri taranır ve kesilirdi.

Bu kına koyma ve saçlar kesilme sırasında : Tefçiler çalmaya ve ahenge ve bilhassa Harput’un Kına yakma türküsü olan şu hazin türküyü söylemeye başlarlar:
Gelin ağlar yaşın yaşın,
Ağlama gelin, ağlama
Gitmem diye sallar başın,
El oğludur, bel bağlama
Şimdi gelir bey kardeşin.
Gelinlik mübarek olsun,
Ağlama gelin, ağlama
El oğludur, bel bağlama,
Gelinin geydiği Atlas
Gelinlik mübarek olsun
Atlasa iğneler batmaz,
Dünyada gelin sağ olsun

Eğlence